Yazmak neden zor?
İnsan kendisiyle yüzleşiyor, kaçacak delik kalmıyor diye mi? İçinden kopup taşanları çok da beğenmiyor, gülbahçesi değil, pandoranın kutusu ortalığa saçılıyor diye mi? Muhtemelen..
Das Experiment
Zaman
yok, zaman.. Bu Shanghai denen yerde 24 saat yetmiyor, hoş 25, 26 da olsa
yetmeyecek ya... Ve
aynı Shanghai insanı lineer zamanın dışına çıkmaya, başka türlü düşünmeye ve
yaşamaya zorluyor.
Zaman
nedir ki gerçekte?? Burda beğendiğim bir video var, vakti ve merakı olup da göz
atmak isteyen olursa.. What is time?
Peki
tek sebep bu mu? Hayır.
İnsan kendisiyle yüzleşiyor, kaçacak delik kalmıyor diye mi? İçinden kopup taşanları çok da beğenmiyor, gülbahçesi değil, pandoranın kutusu ortalığa saçılıyor diye mi? Muhtemelen..
Çok büyük
olasılıkla, anksiyete ve panik duygusunu sıklıkla ve yoğun olarak yaşadığım bu
yerde, içten içe yaşadığım bu duyguları bir de bilinç düzeyine çıkartıp, teyid
edip altını çize çize iyice cila çekmiyim diye uzak durdum aslında sağaltıcı
olan bu eylemden.. Ama gurbet elde bir sebep daha var, kendine dönüp iç
muhasebeyi yapıp yaşanmış olanları temize çektikçe, geride, çok uzaklarda
bırakılmış olana özlem artıyor. Bu çaba aradaki mesafeyi kısaltmıyor, aksine ne
kadar uzaklara savrulmuş olduğunu ve geride kalmış olanlara zerre kadar etkin,
desteğin ya da kösteğin olamayacağını kafana kafana vuruyor. Kontrolü kaybetmiş
olmak! Benim gibi kontrol takıntısı olan biri için dayanılmaz bişey..
Aileden
ve sevdiklerinden uzakta olunca, bu yeni hayatı gerçek anlamda onlarla
paylaşamıyor, sadece anlatıyor olmak bıçak gibi saplanıyor insanın böğrüne. Bir
de şu gerçek var, inatla geride kalmış olanları bu hayatın içine sokmaya
çalışmakta direnince ne kuş ne deve oluyor bu öykü. Sor kendine, Buralı mısın,
oralı mısın? 5000 mil öteye yetişmeye, yapışmaya çalıştıkça, burdaki ve şimdiki
zamandaki hayatı gerçekten yaşıyor musun? Yeterince yazacak şeyin var mı? Ne
yaşadın ne yaptın ki ne anlatıcaksın? Buranın ne olduğunu, burda ne halt
ettiğini anlayabildin mi? Recop Tazyik Gazdoğan'ın paralel evreni olabilir ama
senin yok, orda, evde bıraktığın dünya kendi mecrasında akıyor, ve sen de bu
yeni girdiğin suyla birlikte akmalısın, eğer "şimdi"de varolmak
istiyorsan..
Yazma
o zaman hemen, önce yaşa -- ki burdaki yaşam, yaşamdan öte bir deney aslında --
deneyden bişeyler çıktıkça açığa, yazarsın nasıl olsa.. Unutma Lavoisier
Kanunu'nu : Girenler Çıkar!
Yaşamı
yaşam yapan nedir? Materyalizmin dibine vurmuş bu ultra lüks dünyada bile cevap
aynı. İnsan. Yaşama tutunmak insansız olmuyor.
Evet,
kronolojik sırayla gidersek burda öncelikle Maslow'un piramitine göre yol
aldım. Aç kalınca hedeflerim arasında önceden dünyada yer almayacak olan anane
köftesi yapabilmek öncelikli hedef oldu, yapmayı becerince de dünyalar benim
oldu. Yoğurt mayalamayı, kabak tatlısı, kuru fasulye (hiç sevmem - insan hiç
sevmediği şeyi özler mi, garip ama evet), humus, kısır, muhallebi, kek yapmayı
denedim. Becerdim, ve becerdikçe gözümde küçüldüler.. artık her yaptığımı
feysbuka asmıyorum mesela ;))))
Air
quality index denen şey kanser sınırlarını zorlamaya başladıkça, eve hava
temizleyici, maske falan aldım. Camı kapıyı açmadım, dışarı çıkmadım
telefonumdaki AQI ikonu 250'nin üzerinde dolandıkça..
Haftaiçi,
neredeyse hergün gerçekleşen telekonferanslarım saat 10:30 - 11:00 pm'e doğru
uzadıkça "babalara geldim, kısa çöpü çektim galiba" dedim. Nasıl
yaşıycam ben burda? bu nasıl bir iş ortamı? Panik böyle başladı. Haftasonları
pitstop alanına dönüştü. Haftaiçi non-stop koş, haftasonu bakım ve hazırlık
yap, haftaiçi gene koş.. Bu işte bir terslik var?? Böyle giderse
piramidin üstündeki kendini gerçekleştirme hedefine varamayacağım gibi,
piramidin en dibindeki en temel ihtiyaç da yerine gelemeyecek??? Ne iş ??
Çok fazla
dolandım, artık sadede geleyim, hayat insanla birlikte ısınmaya ve
normalleşmeye başladı. Shanghai'ın paradoksik bir güzelliği var. Materyalist
tüketimin mabedi olan bu yerde yedi düvelin insanıyla ortak bir noktada
buluşmak, gülmek, söylemek, birlikte güzel vakit geçirmek hiç ama hiç zor
değil. Katalizöre gerek yok. Herkes birbirine gülümsüyor, kimse kimseye etnik
kökenine veya başka bişeyine göre tepeden yada yerden bakmıyor. İnsanlar
gerçekten yakın ve içten davranıyorlar, sanki hiç materyalist değillermiş gibi
--- veya belki tam da bu yüzden, bilmiyorum. Mümkün olduğunca çabuk tüketip bir
sonrakine geçmek bir hedef olabilir, netekim burda hiç kimse çok uzun kalmıyor
-- hancı / yolcu hesabı bir bakmışsınız arkadaş çevrenizin %60'ı hatta daha fazlası
6 ay içinde değişmiş. Doldur-boşalt çok hızlı olduğu için dünyanın en hızlı
kaynaşmaları da burada oluyor olabilir..
Tam
da bu sosyal dinamik yüzünden anmadan geçemeyeceğim bir uygulama var Çin'de,
ortalığı kasıp kavuran, bu ihtiyaca mükemmel karşılık veren bişey -- Çin'e
gelen her faninin sahip olması gerek -- Whatsapp haltetmiş, Çin usulü
Facebook+Whatsapp kombinasyonu, mükemmel bir uygulama, mutlaka indirin.. ve
yaklaşık 50m çap içinde bir yerden, muhtemelen apartmandaki henüz tanımadığınız
üst kat ya da alt kat komşunuzdan "merhaba" mesajına hazır olun...
İletişimde son nokta..
Böyle
uzun uzun konuştuktan sonra bende iz bırakan ve hayatımı kolaylaştıran, burdaki
yaşamıma renk katan insanların kolajını yapıp bırakmak istiyorum. Sonrası Allah
Kerim...
Soul:
Şoförlerin
şahı, acayip zeki ve neşeli adam, Taobao mühendisi.. Bilmeyenler için Taobao
Çin'in, dolayısı ile dünyanın en büyük online alışveriş sitesi.. Alibaba
satılınca o da satılmış olacak sanıyorum.. Çince bilmek prerequisite gibi
görünse de adamımız Soul sayesinde biz de sıklıkla ve indirimle kullanır olduk.
Dükkanda satılan birşeyi Taobao'dan yarı fiyatına ve hatta daha aza almak
mümkün.. bu adamlar suyu bile online alıyorlar, postacı hergün eve bi koli
bişey getiriyor. Taobao
Cherry:
Çin'deki
başka bir sosyal fenomenin oyuncularından. O bir ayi, ayı diil, ayi. Ayi ne
demek? Evin her işini gören, temizlik, ütü, alışveriş, yemek, çocuk bakımı,
kedi köpek bakımı, çiçek bakımı aklınıza ne gelirse bu işleri üstlenen hizmetli
kişi - vekilharç - kalfa - sağ kolunuz.. Benim de bir Cherry'm vardı, yanlış
anlaşılmasın sosyal köklerimi bırakıp imparatorice hayatına başlamadım burda.
Cherry haftada yarım gün gelip temizlik yapan, bir kap yemek pişirip giden bir
yardımcıydı -- Nazar değdi, geçen hafta istifa etti. Görünen sebep yine hamile
kalmış olması. (Çin artık tek çocuk politikasından vazgeçti, birden fazla çocuk
olabilir de gelir dağılımındaki adalestsizlik burda da çok fazla ver her geçen
gün artıyor, sıkıysa bak yani) İstifa ettikten iki gün sonra wechat'e serumlu
hastane görüntüleri asıp altına da kürtaj oluyorum yazdıktan sonra bu gerçek
sebep mi bilmiyorum?? Belki başka hafifletici sepetler de vardır, mesela son 3
haftadır benimle birlikte yaşayan Sonoko ve kedisi Mimi kızcağıza fazla gelmiş
olabilir --- neyse bilmiyorum, ama o da SH normlarına uyuyor.. Hancı - yolcu
hesabı gidene başbaş deyip yeni bir kişi bulmaya çalışmaktan başka çare yok.
Onu çok sevmiş olmam, özleyecek olmam, ve burdaki hızlı tüketim/değişim
oratmından hoşlanmıyor olmamın herhangi birşeye faydası yok. Giden gidiyor,
işte o kadar. (wechat'te muhabbete devam ediyoruz. :))
Bing
Tian: Ta shi wo de Hanyu laoshi..
yani
benim Çince öğretmenim. 24-25 yaşlarında çılgın, hayat dolu bir kız. Çılgın ve
fakat aynı zamanda aklı başında, zeki, o da hayatın bir kaç tokadını yemiş ama
bundan ders çıkartmayı bilmiş, gülen gözlerle önüne bakıyor, geriye değil.
Tanıdığım pek çok Çinlinin aksine materyalist değil. Onda evrensel insan
değerlerinin karşılık bulduğunu görüyorum ve mutlu oluyorum. Artık burdaki en
iyi arkadaşlarımdan biri. Beni tanıştırdığı iki XinJiang (Şincan) restoranı
sayesinde midem de bayram etti. Allah razı olsun. :)))
Ruedee:
Belki
de benim buraya gelebilmem için en çok uğraşmış kişi olan Andy'nin karısı, Türk
yemeklerini benden iyi bilen ve bana humus yapmayı öğreten Tayland'lı
arkadaşım. Ne yazık ki SH'ın hızlı doldur boşalt'ına onlar da uydu ve artık
burada değiller. Daha 10 aylık olmadan arkadaş kaybetmenin daha doğrusu
gitmesini hiç beklemediğim insanların bile gidiyor olmasının acısı içimde bir
yere oturdu.
Sibel
ve Uluç:
Bak
bu ilginç işte, Yenge ve yeğenin ne etkisi var SH yaşamına diye soranlara
gelsin cevap: Onlar beni Türkiye'deki hayatımdan buradaki hayatıma bağladılar.
Ne zamanki benimle kalmaya geldiler, o zaman ev eve benzedi. Ses doldu, ışık
doldu, ocakta gerçekten bir yemek kaynadı, sabah yumurta tokuşturacak insan
oldu ve onlara şehri gezdirirken kendimi ilk defa buralı gibi hissettim. Çok
özlüyorum o ayrı, ama bilerek veya bilmeden yaptıkları bu "köprü"
vazifesine çok minnet duyuyorum.
Sono
ve Mimi:
Sonoko,
tatlı, sempatik, biraz kafası karışık, aşk acısını online dating sitelerinde
dindirmeye çalışan, son bir ay evimi paylaştığım Japon arkadaşım ve Mimi,
Sono'nun şeker kedisi. Dedik ya SH bir deney diye, ömrümde ilk defa bir kedi
ile aynı evde yaşamayı da denemiş ve aslında ananeme ne kadar benzediğimi kesin
olarak görmüş durumdayım. Dağınıklığa, kedinin mutfak dolaplarına girip
tencere, tava, bardak, Allah ne verdiyse sürünüp, salınıp balkona kaçmasına
dayanamıyorum. Mimiiiii, Allah seni davul etsin Mimiiii... :)))))) Ama bir
gerçek var ki, salondaki beyaz koltuk, bugün, yarın ve daima Mimi'nin koltuğu
olacak..
Gabi:
Sert
mizaçlı gibi duran, kodummu oturturum der gibi bakan, ama gözlerinin içi gülen,
koyu katolik Slovakyalı arkadaşım. Uzun bacaklı, hoş kız. Ruedee'den sonra
tanıdığım ikinci maraton koşucusu. Açık sözlü, dobra bir insan. Ondan
öğrenilmesi gereken şey şu: Ne istediğini, neyin hoşuna gittiğini biliyor ve
ona odaklanıyor. Bunu yaparken kimseye yaranmaya da çalışmıyor, hayır demek
icap ediyorsa diyor ve yoluna devam ediyor, o kadar. Bizdeki dincileri düşünüp
onunla kıyaslıyorum, o da benim tanımlamama göre bir dinci çünkü.. her Pazar
benim mahalledeki kiliseye geliyor, Noel'de Christmas Carole falan söylüyor,
Tanrı, İsa düşünce sisteminde bayağı bir yer kaplıyor.. sonra da yaşamına hiç
bişey olmamış gibi devam ediyor, keşke bizdeki dinciler de böyle olabilseydi...
Yagmuryagmalı:
Kendisini
tanımıyorum, twitter'dan bir arkadaş. Benden daha açık sözlü, daha cesur,
ideolojik görüşünü bayağı bayağı ortaya koyuyor. Helal olsun. SH'da depresif olduğum
günlerde onun youtube'dan seçtiği şarkılar bana ilaç gibi geldi, 6 saat saat
farkına rağmen, arkadaş pek uyumadığı için, real time iki kelam edebildiğim
nadir insanlardan, hele MH370 denize çakıldığında onun içinde ben de
olabilirdim diye duyduğum korkuyu paylaştığım kişi, bizim oralardan hoş bir
esinti gibi.. sağol, varol kardeşim. Haklısın, yağmur yağmalı.
Isabel:
SH
Kempinski otelinin ümit vaat eden, genç, şirin, orta kademe yöneticilerinden.
Onunla ortak yönlerimiz yürüyüşü, Küba'yı çok sevmemiz ve evde kalmış olmamız.
Allah'tan ben ilk ikisiyle, üçüncüden daha çok haşır neşirim. Moganshan'da
yaptığımız bambu orman yürüyüşü unutulmaz. (Spoiler: Bu linkte Isabel,
Ruedee, Soul ve ben bolca boy gösteriyoruz) Ancak şu da bir gerçek ki, dünyanın
neresinde olursanız olun, "evlilik" her kadın için başarılması
gereken bir proje. (hemen hemen her kadın diye düzeltelim) Hele Çin'de 34
yaşına gelmişsen ve daha tık yoksa, kaybedenler kulübüne sıkı bir giriş
yapmışsın demektir, bu yolun çıkışı da pek yok haa, ortada refüj, öyle uzayıp
gidiyor.. Gene aklıma Evrim'le konuşmalarım geldi, iyi mi.. Ben yalnız bir
kovboyum, evimden çok uzakta......
Nelsi,
Will, Eric, Lyman:
Endonezya,
İngiltere, Arjantin ve USA'dan yarışmaya katılan bu arkadaşlarla ortak yanım
nedir derseniz meditasyon. Her cumartesi saat 10:00'da Lyman'ın evinde
toplanılıyor. İkram olarak ilk 5 dakika içinde herkese yarım çay bardağı kaynak
su veriliyor. Herkes suyunu içtikten sonra bardağını mutfağa götürüyor,
duruluyor. Çişi olan çişini yapıyor. Perdeler çekiliyor, herkes bir minder
kapıp üzerine çöküyor. Sonra gong çalıyor. Sonraki bir saat boyunca lotus
pozisyonunda oturup gözleri kapatıp beynini durdurmaya çalışıyorsun. Nah
duruyor tabii .. Neyse yine de deniyorsunuz işte, nefesss aaalll, nefessss
veeerrr.. burnundasın, şimdidesin, şu andasın. burnundan giren oksijen şu anda
boğazından aşağı akıyor. Göğsünde şimdi, şimdi midende, biraz kal orda,
odaklan, ve şimdi nefes vücudunu terkediyor. Bacakların karıncalanıyor, hisset,
canın nerde? sonsuza dek sürmeyecek, geçecek, unut, tekrar burnundasın, nefes
al, ufak ufak kayışı kopart ve uzayda salınmaya başla... gong tekrar çaldığında
aç gözlerini, ne kadar taze dimi? evet, galiba..
veee
assolist Kerem:
Yıllar
sonra hiç beklenmedik şekilde dünyanın öbür ucunda bulduğum, can yoldaşım,
desteğim, yeri gelince aşçı (kuru fasulye ve musakka onsuz olmazdı), yeri
gelince sırdaş, yeri gelince stratejik ortak, yerine göre hacı, yerine göre
sapık olan kanka tertip. Şafağa daha çok var, ama iyiki varsın, sensiz bu
askerlik çekilmezdi kanka..
bunu
yazdım ve asmaya vakit kalmadan sen de gittin be Kerem!
Ama
seni artık çok çok daha iyi tanıyorum ve benim için çok değerlisin.. Giderken
bana bıraktığın bu şey sana yapıştı artık, çaldıkça evin içine dolacaksın..
Bana kattığın herşey için çok ama çok teşekkürler...