Friday, May 30, 2014

Uzuuunnn bir aradan sonra..

Yazmak neden zor?

Zaman yok, zaman.. Bu Shanghai denen yerde 24 saat yetmiyor, hoş 25, 26 da olsa yetmeyecek ya... Ve aynı Shanghai insanı lineer zamanın dışına çıkmaya, başka türlü düşünmeye ve yaşamaya zorluyor. 
Zaman nedir ki gerçekte?? Burda beğendiğim bir video var, vakti ve merakı olup da göz atmak isteyen olursa.. What is time? 

Peki tek sebep bu mu? Hayır. 

İnsan kendisiyle yüzleşiyor, kaçacak delik kalmıyor diye mi? İçinden kopup taşanları çok da beğenmiyor, gülbahçesi değil, pandoranın kutusu ortalığa saçılıyor diye mi? Muhtemelen..

Çok büyük olasılıkla, anksiyete ve panik duygusunu sıklıkla ve yoğun olarak yaşadığım bu yerde, içten içe yaşadığım bu duyguları bir de bilinç düzeyine çıkartıp, teyid edip altını çize çize iyice cila çekmiyim diye uzak durdum aslında sağaltıcı olan bu eylemden.. Ama gurbet elde bir sebep daha var, kendine dönüp iç muhasebeyi yapıp yaşanmış olanları temize çektikçe, geride, çok uzaklarda bırakılmış olana özlem artıyor. Bu çaba aradaki mesafeyi kısaltmıyor, aksine ne kadar uzaklara savrulmuş olduğunu ve geride kalmış olanlara zerre kadar etkin, desteğin ya da kösteğin olamayacağını kafana kafana vuruyor. Kontrolü kaybetmiş olmak! Benim gibi kontrol takıntısı olan biri için dayanılmaz bişey.. 

Aileden ve sevdiklerinden uzakta olunca, bu yeni hayatı gerçek anlamda onlarla paylaşamıyor, sadece anlatıyor olmak bıçak gibi saplanıyor insanın böğrüne. Bir de şu gerçek var, inatla geride kalmış olanları bu hayatın içine sokmaya çalışmakta direnince ne kuş ne deve oluyor bu öykü. Sor kendine, Buralı mısın, oralı mısın? 5000 mil öteye yetişmeye, yapışmaya çalıştıkça, burdaki ve şimdiki zamandaki hayatı gerçekten yaşıyor musun? Yeterince yazacak şeyin var mı? Ne yaşadın ne yaptın ki ne anlatıcaksın? Buranın ne olduğunu, burda ne halt ettiğini anlayabildin mi? Recop Tazyik Gazdoğan'ın paralel evreni olabilir ama senin yok, orda, evde bıraktığın dünya kendi mecrasında akıyor, ve sen de bu yeni girdiğin suyla birlikte akmalısın, eğer "şimdi"de varolmak istiyorsan..

Yazma o zaman hemen, önce yaşa -- ki burdaki yaşam, yaşamdan öte bir deney aslında -- deneyden bişeyler çıktıkça açığa, yazarsın nasıl olsa.. Unutma Lavoisier Kanunu'nu : Girenler Çıkar!

Das Experiment

Yaşamı yaşam yapan nedir? Materyalizmin dibine vurmuş bu ultra lüks dünyada bile cevap aynı. İnsan. Yaşama tutunmak insansız olmuyor. 

Evet, kronolojik sırayla gidersek burda öncelikle Maslow'un piramitine göre yol aldım. Aç kalınca hedeflerim arasında önceden dünyada yer almayacak olan anane köftesi yapabilmek öncelikli hedef oldu, yapmayı becerince de dünyalar benim oldu. Yoğurt mayalamayı, kabak tatlısı, kuru fasulye (hiç sevmem - insan hiç sevmediği şeyi özler mi, garip ama evet), humus, kısır, muhallebi, kek yapmayı denedim. Becerdim, ve becerdikçe gözümde küçüldüler.. artık her yaptığımı feysbuka asmıyorum mesela ;))))

Air quality index denen şey kanser sınırlarını zorlamaya başladıkça, eve hava temizleyici, maske falan aldım. Camı kapıyı açmadım, dışarı çıkmadım telefonumdaki AQI ikonu 250'nin üzerinde dolandıkça..
  

Haftaiçi, neredeyse hergün gerçekleşen telekonferanslarım saat 10:30 - 11:00 pm'e doğru uzadıkça "babalara geldim, kısa çöpü çektim galiba" dedim. Nasıl yaşıycam ben burda? bu nasıl bir iş ortamı? Panik böyle başladı. Haftasonları pitstop alanına dönüştü. Haftaiçi non-stop koş, haftasonu bakım ve hazırlık yap, haftaiçi gene koş..  Bu işte bir terslik var?? Böyle giderse piramidin üstündeki kendini gerçekleştirme hedefine varamayacağım gibi, piramidin en dibindeki en temel ihtiyaç da yerine gelemeyecek??? Ne iş ?? 



Çok fazla dolandım, artık sadede geleyim, hayat insanla birlikte ısınmaya ve normalleşmeye başladı. Shanghai'ın paradoksik bir güzelliği var. Materyalist tüketimin mabedi olan bu yerde yedi düvelin insanıyla ortak bir noktada buluşmak, gülmek, söylemek, birlikte güzel vakit geçirmek hiç ama hiç zor değil. Katalizöre gerek yok. Herkes birbirine gülümsüyor, kimse kimseye etnik kökenine veya başka bişeyine göre tepeden yada yerden bakmıyor. İnsanlar gerçekten yakın ve içten davranıyorlar, sanki hiç materyalist değillermiş gibi --- veya belki tam da bu yüzden, bilmiyorum. Mümkün olduğunca çabuk tüketip bir sonrakine geçmek bir hedef olabilir, netekim burda hiç kimse çok uzun kalmıyor -- hancı / yolcu hesabı bir bakmışsınız arkadaş çevrenizin %60'ı hatta daha fazlası 6 ay içinde değişmiş. Doldur-boşalt çok hızlı olduğu için dünyanın en hızlı kaynaşmaları da burada oluyor olabilir.. 

Tam da bu sosyal dinamik yüzünden anmadan geçemeyeceğim bir uygulama var Çin'de, ortalığı kasıp kavuran, bu ihtiyaca mükemmel karşılık veren bişey -- Çin'e gelen her faninin sahip olması gerek -- Whatsapp haltetmiş, Çin usulü Facebook+Whatsapp kombinasyonu, mükemmel bir uygulama, mutlaka indirin.. ve yaklaşık 50m çap içinde bir yerden, muhtemelen apartmandaki henüz tanımadığınız üst kat ya da alt kat komşunuzdan "merhaba" mesajına hazır olun... İletişimde son nokta..

Böyle uzun uzun konuştuktan sonra bende iz bırakan ve hayatımı kolaylaştıran, burdaki yaşamıma renk katan insanların kolajını yapıp bırakmak istiyorum. Sonrası Allah Kerim... 

Soul: 
Şoförlerin şahı, acayip zeki ve neşeli adam, Taobao mühendisi.. Bilmeyenler için Taobao Çin'in, dolayısı ile dünyanın en büyük online alışveriş sitesi.. Alibaba satılınca o da satılmış olacak sanıyorum.. Çince bilmek prerequisite gibi görünse de adamımız Soul sayesinde biz de sıklıkla ve indirimle kullanır olduk. Dükkanda satılan birşeyi Taobao'dan yarı fiyatına ve hatta daha aza almak mümkün.. bu adamlar suyu bile online alıyorlar, postacı hergün eve bi koli bişey getiriyor. Taobao

Cherry: 
Çin'deki başka bir sosyal fenomenin oyuncularından. O bir ayi, ayı diil, ayi. Ayi ne demek? Evin her işini gören, temizlik, ütü, alışveriş, yemek, çocuk bakımı, kedi köpek bakımı, çiçek bakımı aklınıza ne gelirse bu işleri üstlenen hizmetli kişi - vekilharç - kalfa - sağ kolunuz.. Benim de bir Cherry'm vardı, yanlış anlaşılmasın sosyal köklerimi bırakıp imparatorice hayatına başlamadım burda. Cherry haftada yarım gün gelip temizlik yapan, bir kap yemek pişirip giden bir yardımcıydı -- Nazar değdi, geçen hafta istifa etti. Görünen sebep yine hamile kalmış olması. (Çin artık tek çocuk politikasından vazgeçti, birden fazla çocuk olabilir de gelir dağılımındaki adalestsizlik burda da çok fazla ver her geçen gün artıyor, sıkıysa bak yani) İstifa ettikten iki gün sonra wechat'e serumlu hastane görüntüleri asıp altına da kürtaj oluyorum yazdıktan sonra bu gerçek sebep mi bilmiyorum?? Belki başka hafifletici sepetler de vardır, mesela son 3 haftadır benimle birlikte yaşayan Sonoko ve kedisi Mimi kızcağıza fazla gelmiş olabilir --- neyse bilmiyorum, ama o da SH normlarına uyuyor.. Hancı - yolcu hesabı gidene başbaş deyip yeni bir kişi bulmaya çalışmaktan başka çare yok. Onu çok sevmiş olmam, özleyecek olmam, ve burdaki hızlı tüketim/değişim oratmından hoşlanmıyor olmamın herhangi birşeye faydası yok. Giden gidiyor, işte o kadar. (wechat'te muhabbete devam ediyoruz. :)) 

Bing Tian: Ta shi wo de Hanyu laoshi..
yani benim Çince öğretmenim. 24-25 yaşlarında çılgın, hayat dolu bir kız. Çılgın ve fakat aynı zamanda aklı başında, zeki, o da hayatın bir kaç tokadını yemiş ama bundan ders çıkartmayı bilmiş, gülen gözlerle önüne bakıyor, geriye değil. Tanıdığım pek çok Çinlinin aksine materyalist değil. Onda evrensel insan değerlerinin karşılık bulduğunu görüyorum ve mutlu oluyorum. Artık burdaki en iyi arkadaşlarımdan biri. Beni tanıştırdığı iki XinJiang (Şincan) restoranı sayesinde midem de bayram etti. Allah razı olsun. :)))

Ruedee:
Belki de benim buraya gelebilmem için en çok uğraşmış kişi olan Andy'nin karısı, Türk yemeklerini benden iyi bilen ve bana humus yapmayı öğreten Tayland'lı arkadaşım. Ne yazık ki SH'ın hızlı doldur boşalt'ına onlar da uydu ve artık burada değiller. Daha 10 aylık olmadan arkadaş kaybetmenin daha doğrusu gitmesini hiç beklemediğim insanların bile gidiyor olmasının acısı içimde bir yere oturdu.

Sibel ve Uluç:
Bak bu ilginç işte, Yenge ve yeğenin ne etkisi var SH yaşamına diye soranlara gelsin cevap: Onlar beni Türkiye'deki hayatımdan buradaki hayatıma bağladılar. Ne zamanki benimle kalmaya geldiler, o zaman ev eve benzedi. Ses doldu, ışık doldu, ocakta gerçekten bir yemek kaynadı, sabah yumurta tokuşturacak insan oldu ve onlara şehri gezdirirken kendimi ilk defa buralı gibi hissettim. Çok özlüyorum o ayrı, ama bilerek veya bilmeden yaptıkları bu "köprü" vazifesine çok minnet duyuyorum.

Sono ve Mimi:
Sonoko, tatlı, sempatik, biraz kafası karışık, aşk acısını online dating sitelerinde dindirmeye çalışan, son bir ay evimi paylaştığım Japon arkadaşım ve Mimi, Sono'nun şeker kedisi. Dedik ya SH bir deney diye, ömrümde ilk defa bir kedi ile aynı evde yaşamayı da denemiş ve aslında ananeme ne kadar benzediğimi kesin olarak görmüş durumdayım. Dağınıklığa, kedinin mutfak dolaplarına girip tencere, tava, bardak, Allah ne verdiyse sürünüp, salınıp balkona kaçmasına dayanamıyorum. Mimiiiii, Allah seni davul etsin Mimiiii... :)))))) Ama bir gerçek var ki, salondaki beyaz koltuk, bugün, yarın ve daima Mimi'nin koltuğu olacak..  

Gabi:
Sert mizaçlı gibi duran, kodummu oturturum der gibi bakan, ama gözlerinin içi gülen, koyu katolik Slovakyalı arkadaşım. Uzun bacaklı, hoş kız. Ruedee'den sonra tanıdığım ikinci maraton koşucusu. Açık sözlü, dobra bir insan. Ondan öğrenilmesi gereken şey şu: Ne istediğini, neyin hoşuna gittiğini biliyor ve ona odaklanıyor. Bunu yaparken kimseye yaranmaya da çalışmıyor, hayır demek icap ediyorsa diyor ve yoluna devam ediyor, o kadar. Bizdeki dincileri düşünüp onunla kıyaslıyorum, o da benim tanımlamama göre bir dinci çünkü.. her Pazar benim mahalledeki kiliseye geliyor, Noel'de Christmas Carole falan söylüyor, Tanrı, İsa düşünce sisteminde bayağı bir yer kaplıyor.. sonra da yaşamına hiç bişey olmamış gibi devam ediyor, keşke bizdeki dinciler de böyle olabilseydi...  

Yagmuryagmalı: 
Kendisini tanımıyorum, twitter'dan bir arkadaş. Benden daha açık sözlü, daha cesur, ideolojik görüşünü bayağı bayağı ortaya koyuyor. Helal olsun. SH'da depresif olduğum günlerde onun youtube'dan seçtiği şarkılar bana ilaç gibi geldi, 6 saat saat farkına rağmen, arkadaş pek uyumadığı için, real time iki kelam edebildiğim nadir insanlardan, hele MH370 denize çakıldığında onun içinde ben de olabilirdim diye duyduğum korkuyu paylaştığım kişi, bizim oralardan hoş bir esinti gibi.. sağol, varol kardeşim. Haklısın, yağmur yağmalı. 

Isabel:
SH Kempinski otelinin ümit vaat eden, genç, şirin, orta kademe yöneticilerinden. Onunla ortak yönlerimiz yürüyüşü, Küba'yı çok sevmemiz ve evde kalmış olmamız. Allah'tan ben ilk ikisiyle, üçüncüden daha çok haşır neşirim. Moganshan'da yaptığımız bambu orman yürüyüşü unutulmaz. (Spoiler: Bu linkte Isabel, Ruedee, Soul ve ben bolca boy gösteriyoruz) Ancak şu da bir gerçek ki, dünyanın neresinde olursanız olun, "evlilik" her kadın için başarılması gereken bir proje. (hemen hemen her kadın diye düzeltelim) Hele Çin'de 34 yaşına gelmişsen ve daha tık yoksa, kaybedenler kulübüne sıkı bir giriş yapmışsın demektir, bu yolun çıkışı da pek yok haa, ortada refüj, öyle uzayıp gidiyor.. Gene aklıma Evrim'le konuşmalarım geldi, iyi mi.. Ben yalnız bir kovboyum, evimden çok uzakta...... 

Nelsi, Will, Eric, Lyman:
Endonezya, İngiltere, Arjantin ve USA'dan yarışmaya katılan bu arkadaşlarla ortak yanım nedir derseniz meditasyon. Her cumartesi saat 10:00'da Lyman'ın evinde toplanılıyor. İkram olarak ilk 5 dakika içinde herkese yarım çay bardağı kaynak su veriliyor. Herkes suyunu içtikten sonra bardağını mutfağa götürüyor, duruluyor. Çişi olan çişini yapıyor. Perdeler çekiliyor, herkes bir minder kapıp üzerine çöküyor. Sonra gong çalıyor. Sonraki bir saat boyunca lotus pozisyonunda oturup gözleri kapatıp beynini durdurmaya çalışıyorsun. Nah duruyor tabii .. Neyse yine de deniyorsunuz işte, nefesss aaalll, nefessss veeerrr.. burnundasın, şimdidesin, şu andasın. burnundan giren oksijen şu anda boğazından aşağı akıyor. Göğsünde şimdi, şimdi midende, biraz kal orda, odaklan, ve şimdi nefes vücudunu terkediyor. Bacakların karıncalanıyor, hisset, canın nerde? sonsuza dek sürmeyecek, geçecek, unut, tekrar burnundasın, nefes al, ufak ufak kayışı kopart ve uzayda salınmaya başla... gong tekrar çaldığında aç gözlerini, ne kadar taze dimi? evet, galiba.. 

veee assolist Kerem: 
Yıllar sonra hiç beklenmedik şekilde dünyanın öbür ucunda bulduğum, can yoldaşım, desteğim, yeri gelince aşçı (kuru fasulye ve musakka onsuz olmazdı), yeri gelince sırdaş, yeri gelince stratejik ortak, yerine göre hacı, yerine göre sapık olan kanka tertip. Şafağa daha çok var, ama iyiki varsın, sensiz bu askerlik çekilmezdi kanka.. 
bunu yazdım ve asmaya vakit kalmadan sen de gittin be Kerem!
Ama seni artık çok çok daha iyi tanıyorum ve benim için çok değerlisin.. Giderken bana bıraktığın bu şey sana yapıştı artık, çaldıkça evin içine dolacaksın.. Bana kattığın herşey için çok ama çok teşekkürler...