Friday, October 18, 2013
Friday, September 13, 2013
Hayat sadece olduğu gibi, olması gerektiği gibi değil..
Onu bir takım kalıplara sokmaya çalışmaktan, sürekli bişeyleri delicesine kontrol etmekten, planlar yapıp, hayaller elde patlayınca yerlere dökülmekten vazgeçmek lazım.. Hayat olduğu gibi, onun kimseye kendisini sevdirmek gibi, güzel ve mükemmel olmak gibi bir derdi yok.. belki de bu yüzden çok güzel, ve almamız gereken Hayat 101 dersi tam da bu galiba..
Bunları yazdım diye, ben uygulayabiliyor muyum acaba? Hayır! Aksine ben bir kontrol ve plan manyağıyım. Bu moddan çıkmaya çalıştıkça da daha beter içine batıyorum. Mesela, buraya geldim ve blog yazıcam diye niyet ettim. Sanal günlük piyasasına ilk çıktığımda 4 veya 6 Ağustos’tu. Klavyeyi ikinci ele alışta, yani şimdi ise, 13 Eylül. Aradan geçen zamanda Çin’deki hayatımı yoluna koyma yolunda (aslında mükemmel kontrol ağlarını örmek gibi de düşünebiliriz) çok şey becerdim. Yol, iz öğrendim. VPN’im yoktu, bu aşırı sansürlü ülkede nasıl edineceğimi ve nasıl kuracağımı buldum. İşime odaklandım. Sonuçta binlerce mili orda burda dolanmak için değil, işimle ilgili yeni bir adım atmak için geldiğime göre öncelikle kendimi iş ortamında rahat ve yetkin hissetmem gerekir, öyle dimi? Di diye düşündüm. :)))
Neyse işte, işteki Çinliler, Avustralyalılar, Hindu amirim, Amerikalılar ve diğerlerine adapte olurken, Çince derslerine başlarken, başımıza taş yağdıracak şekilde fırında mantar, brokoli, delikli gözenekli pilav yapmayı denerken, eşyalarımın deniz yolu ile Şangay’a ulaşmasını beklerken, sonunda gelince de evi yerleştirirken bayağı bir zaman geçti. Ve bunların hepsini yaparken blog yazacak vakit yoktu. Bunu normal karşılamak ve dert etmemek gerekirken ben naaptım, aklımın bir köşesinde neden planını uygulamıyorsun diye kendime işkence etmeye devam ettim.. ama kendimi kutlamam gereken bir taraf da var, hadi onu da görelim..
Tüm bu süre içerisinde Türkiye’de farketmediğim ve söylemediğim kadar çok “Hazır olunca!” dedi iç sesim, her ne yapıyorsam hazır olunca, sadece gerçekten hazır olunca yapacağım, veya her ne olgu gelişiyorsa tam hazır olduğunda olacak..
Birşeyler kafamdan, boğazımdan, ağzımdan dökülmeye tam da bu gece hazır olmuş demek ki derken, Türkiye’den, evden bir telefon geldi.. Duyduklarım hiç hoşuma gitmedi. Yine hayat bir oyun hazırlamış, onu oynuyor, bir taraftan onu olduğu şekliyle kucaklıyorum, kabul ediyorum, ve bir taraftan da duygu dünyamı mahvetmesine, çok kötü hissettiriyor olmasına rağmen kontrollü ve planlı tarafım yazı yazmaya niyet ettin, her ne olursa olsun bu gece yazacaksın diyor.. iki duygunun ikisi birden bana hükmediyor. Hazırım.
Türkiye’de insanlar öldürülürken, millet rabia dört mört yaparken, olimpiyat için biletlere paralar saçılıp “çapulcular yüzünden hüsran yaşanırken”!!!, Mısır’da, Suriye’de kirli savaş için rulet dönerken nerdeydim? Naaptım peki bunca zaman?
Herhangi bir sıra gözetmeden aklıma gelişine göre koyveriyorum, gidiyor..
Buyrun!
Türkiye’de Gezi, Burda Gezi, Bende Gezi
Pudong’ta dev bir gökdelende 31. Katta çalıştığımı söylemiş miydim? Söylediysem ikinci baskı. Ofisin ucunda çok şirin bir mutfak var. Burda kimse çay, kahve servisi yapmadığı için, gün içinde ara ara güzel popomuzu yerinden oynatıp arka tarafa gidip su kaynatmak gerekiyor. Kendin pişir kendin ye. Birgün, beynimin de su kaynattığı bir anda mola deyip arka tarafa gittim. Kettle, buzdolabı, kahve, çay yanısıra çok şirin de bir kitaplık ve oturma alanı var. İnsanlar mola verdiklerinde dergileri karıştırıyorlar. Paylaşımcı bir ortam var, herkes dergi getirebilir, ama kimse götürmüyor. Herşey herkesin. O gün ben de bir dergi kaptım ve Çince karakterlerden anlamasam da resimlere bakarım diye düşündüm.. Aha o ne? Derginin içinde Gezi..
Diğerleri ise nacizane, benim kişisel Gezi geçmişim... bunları buraya astık diye belki beni de pasaport kontrolünden sonra içeri alırlar, belli mi olur?? korku imparatorluğu...
Kendini bulmak için önce sıkı bi kaybetmen gerekiyor!
Kapitalist bir Sosyalistim ben, kafam karışık, tıpkı bu ülkenin komünist görünümlü bir kapitalist olması gibi, neyin ne olduğu hiç belli değil.. bütün kavramların içi önce sıkı bi boşalıyor, sonra bakalım acaba ne ile dolacak..
Çok çok möhhim insanlarla birlikte bir networking party ortamına girdim farkında olmadan. Sonuçta yalnızlık Allaha mahsus, hem de buraya sadece deliler gibi çalışmaya gelmedim, bir iki renkli insan tanımak, farklı ortamlara akmak ne kadar güzel olur diye düşünüp sanki çok param varmış gibi bir “wealth management” şirketinin tanışma yemeğine gittim. Resimler burda..
Oysa canına yandığım Saugata Benarje hocam ne güzel söylemişti, “there is no free lunch” diye.. aynı şekilde bedava akşam yemeği de yokmuş. Yüksek dolar getirili bir işim ve kişisel yatırım niyetim, param yoksa ne işim var benim yatırım networking aleminde? Kibarca şutlandık tabii, haydee başka kapıya..
Gezi olayı ile komünist felsefeyi en azından benim kafamda birbirine bağlayan bişey var burda ama. Fuxing Parkı! Çok güzel bir park, Tarihi Çin bahçe düzenlemesi ile Marx-Engels’i bir araya getiriyor. Gaz bombası, polis de yok üstelik! Sabahları insanlar Marx-Engels heykelinin gölgesinde taichi yapıyorlar, sanki saygılarını sunuyorlar, ama sadece o kadar, sanki heykel dışındaki herşeyin, ideolojinin içi boşalmış, sessizce bir tarafa konmuş, tozların içinde kaybolmayı bekliyor.. ?? Ne biçim bir yer burası ??
(Kafam konudan konuya atlıyor, bu gece değil ama ilk fırsatta Fuxing’ten Mostar’a geçeceğim. Diren Fuxing, Diren Mostar! Bosna fotolarımı da buraya biryere asacağım, unutmamak için kendime not!)
O parti olmazsa bu parti..
Akepe, Cehape, Bedepe, pekeke, TKP diil, bildiğin, (veya muhtemelen benim gibi bilmediğiniz) progressive night party.. Ofiste yanımdaki masada oturan Asya Pasifik C Car sorumlusu (Ford Focus yani) Rebecca isminde çok hoş bir arkadaşım var. Avustralyalı. Kendisinin burda bayağı da bir çevresi var. Bir haftasonu partisine beni de davet etti. “Progressive” demek, aynı gece içinde ev ev dolaşarak herkesin evinde partinin bir kısmını yapmak demekmiş. Bilmiyodum, öğrendim. Margaritalar su gibi aktı.. o da kendin pişir kendin ye...resimler burda..
Mao Tze-Dung
Bu şahsı tanımıyorum, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaya kalkmayayım. Burada geçirdiğim zamanın bir kısmını onun hakkındaki bilgi açığımı kapatmak üzere kullanacağım. Şu ana kadar görebildiğim kadarıyla kurduğu devlet düzeni ne yazık ki onu bir turistik eşyaya dönüştürmüş. Ve Çince öğretmenimin ağzından onunla ilgili bir kaç kelam almaya çalıştığımda, sıradan insanların Latin Amerika’da Che’ye gösterilen ilginin aksine Mao’ya mesafeli hatta kırgın ve kızgın durduklarını hissettim. Du bakalım harbiden çoğunluk açısından öyle mi, göreceğiz.. (Ülkede insanların şu anki kapitalist ama hem de komünist devlete, eyaletlerin vergi düzenine, genel olarak adı “komünist” olan partinin insanlara yaklaşım şekline güveni ve itibarı yok. Herkes birşeyleri kendisine yontmaya çalışıyor. Kempinski otelde çalışan şans eseri tanıştığım müşteri ilişkileri sorumlusu hiç utanmadan sıkılmadan, hatta ballandıra ballandıra, kız kardeşinin halihazırda zaten başka biriyle evli olan bir adamla, kayıtlı olduklarının dışında bir eyalete gittiklerini, düzmece bir evlilikle – bi cins yalancı şahitlik yapıyor galiba, ortada sahte evlilik kağıdı bile yok, sadece beyan var ?? – adamın o eyalette de ev sahibi olmasını sağladıklarını anlattı. Böyle bir hileye başvurmasa ikinci bir ev alma hakkı yokmuş ??? Haa evet Kempinski, ve Louis Vuitton, ve Gucci, ve daha benim tanıdığım, tanımadığım bir sürü marka cirit atıyor, burası tam bir ultra Pazar olmuş. Ortalık AVM kaynıyor!! K-ching!!)
Konfüçyüs Tapınağı
Bu alengirli, akçeli işlerden huzurlu , hümanist bir yere kaçmak bana çok çok iyi geldi.. Onunla da doğru düzgün tanışacağız.. Pazar günleri tapınak avlusunun sahaf buluşma noktasına dönüşmesi ise ayrı bir sürpriz oldu. Bir kaç enstantane..
Ne yapıyorum ben burda?
Rebecca’nın ne iş yaptığını söyledim, kendi işimi söylemedim. Ben de Ford’un CD segmentindeki araçlarının Asya Pasifik pazarına yayılımında finans kontrolörlüğü yapıyorum. Sorumlu olduğum ilk araç projesi adına M1DJ, Job1, seri imalat, ne derseniz deyin işte, ulaştı, OK-to-Buy aldı, pazara lansmanı da şu günlerde yapıldı. İşte Çin’de Mondeo!
Yakında yine görüşmek üzere...
Bunları yazdım diye, ben uygulayabiliyor muyum acaba? Hayır! Aksine ben bir kontrol ve plan manyağıyım. Bu moddan çıkmaya çalıştıkça da daha beter içine batıyorum. Mesela, buraya geldim ve blog yazıcam diye niyet ettim. Sanal günlük piyasasına ilk çıktığımda 4 veya 6 Ağustos’tu. Klavyeyi ikinci ele alışta, yani şimdi ise, 13 Eylül. Aradan geçen zamanda Çin’deki hayatımı yoluna koyma yolunda (aslında mükemmel kontrol ağlarını örmek gibi de düşünebiliriz) çok şey becerdim. Yol, iz öğrendim. VPN’im yoktu, bu aşırı sansürlü ülkede nasıl edineceğimi ve nasıl kuracağımı buldum. İşime odaklandım. Sonuçta binlerce mili orda burda dolanmak için değil, işimle ilgili yeni bir adım atmak için geldiğime göre öncelikle kendimi iş ortamında rahat ve yetkin hissetmem gerekir, öyle dimi? Di diye düşündüm. :)))
Neyse işte, işteki Çinliler, Avustralyalılar, Hindu amirim, Amerikalılar ve diğerlerine adapte olurken, Çince derslerine başlarken, başımıza taş yağdıracak şekilde fırında mantar, brokoli, delikli gözenekli pilav yapmayı denerken, eşyalarımın deniz yolu ile Şangay’a ulaşmasını beklerken, sonunda gelince de evi yerleştirirken bayağı bir zaman geçti. Ve bunların hepsini yaparken blog yazacak vakit yoktu. Bunu normal karşılamak ve dert etmemek gerekirken ben naaptım, aklımın bir köşesinde neden planını uygulamıyorsun diye kendime işkence etmeye devam ettim.. ama kendimi kutlamam gereken bir taraf da var, hadi onu da görelim..
Tüm bu süre içerisinde Türkiye’de farketmediğim ve söylemediğim kadar çok “Hazır olunca!” dedi iç sesim, her ne yapıyorsam hazır olunca, sadece gerçekten hazır olunca yapacağım, veya her ne olgu gelişiyorsa tam hazır olduğunda olacak..
Birşeyler kafamdan, boğazımdan, ağzımdan dökülmeye tam da bu gece hazır olmuş demek ki derken, Türkiye’den, evden bir telefon geldi.. Duyduklarım hiç hoşuma gitmedi. Yine hayat bir oyun hazırlamış, onu oynuyor, bir taraftan onu olduğu şekliyle kucaklıyorum, kabul ediyorum, ve bir taraftan da duygu dünyamı mahvetmesine, çok kötü hissettiriyor olmasına rağmen kontrollü ve planlı tarafım yazı yazmaya niyet ettin, her ne olursa olsun bu gece yazacaksın diyor.. iki duygunun ikisi birden bana hükmediyor. Hazırım.
Türkiye’de insanlar öldürülürken, millet rabia dört mört yaparken, olimpiyat için biletlere paralar saçılıp “çapulcular yüzünden hüsran yaşanırken”!!!, Mısır’da, Suriye’de kirli savaş için rulet dönerken nerdeydim? Naaptım peki bunca zaman?
Herhangi bir sıra gözetmeden aklıma gelişine göre koyveriyorum, gidiyor..
Buyrun!
Türkiye’de Gezi, Burda Gezi, Bende Gezi
Pudong’ta dev bir gökdelende 31. Katta çalıştığımı söylemiş miydim? Söylediysem ikinci baskı. Ofisin ucunda çok şirin bir mutfak var. Burda kimse çay, kahve servisi yapmadığı için, gün içinde ara ara güzel popomuzu yerinden oynatıp arka tarafa gidip su kaynatmak gerekiyor. Kendin pişir kendin ye. Birgün, beynimin de su kaynattığı bir anda mola deyip arka tarafa gittim. Kettle, buzdolabı, kahve, çay yanısıra çok şirin de bir kitaplık ve oturma alanı var. İnsanlar mola verdiklerinde dergileri karıştırıyorlar. Paylaşımcı bir ortam var, herkes dergi getirebilir, ama kimse götürmüyor. Herşey herkesin. O gün ben de bir dergi kaptım ve Çince karakterlerden anlamasam da resimlere bakarım diye düşündüm.. Aha o ne? Derginin içinde Gezi..
Diğerleri ise nacizane, benim kişisel Gezi geçmişim... bunları buraya astık diye belki beni de pasaport kontrolünden sonra içeri alırlar, belli mi olur?? korku imparatorluğu...
Kendini bulmak için önce sıkı bi kaybetmen gerekiyor!
Kapitalist bir Sosyalistim ben, kafam karışık, tıpkı bu ülkenin komünist görünümlü bir kapitalist olması gibi, neyin ne olduğu hiç belli değil.. bütün kavramların içi önce sıkı bi boşalıyor, sonra bakalım acaba ne ile dolacak..
Çok çok möhhim insanlarla birlikte bir networking party ortamına girdim farkında olmadan. Sonuçta yalnızlık Allaha mahsus, hem de buraya sadece deliler gibi çalışmaya gelmedim, bir iki renkli insan tanımak, farklı ortamlara akmak ne kadar güzel olur diye düşünüp sanki çok param varmış gibi bir “wealth management” şirketinin tanışma yemeğine gittim. Resimler burda..
Oysa canına yandığım Saugata Benarje hocam ne güzel söylemişti, “there is no free lunch” diye.. aynı şekilde bedava akşam yemeği de yokmuş. Yüksek dolar getirili bir işim ve kişisel yatırım niyetim, param yoksa ne işim var benim yatırım networking aleminde? Kibarca şutlandık tabii, haydee başka kapıya..
Gezi olayı ile komünist felsefeyi en azından benim kafamda birbirine bağlayan bişey var burda ama. Fuxing Parkı! Çok güzel bir park, Tarihi Çin bahçe düzenlemesi ile Marx-Engels’i bir araya getiriyor. Gaz bombası, polis de yok üstelik! Sabahları insanlar Marx-Engels heykelinin gölgesinde taichi yapıyorlar, sanki saygılarını sunuyorlar, ama sadece o kadar, sanki heykel dışındaki herşeyin, ideolojinin içi boşalmış, sessizce bir tarafa konmuş, tozların içinde kaybolmayı bekliyor.. ?? Ne biçim bir yer burası ??
(Kafam konudan konuya atlıyor, bu gece değil ama ilk fırsatta Fuxing’ten Mostar’a geçeceğim. Diren Fuxing, Diren Mostar! Bosna fotolarımı da buraya biryere asacağım, unutmamak için kendime not!)
O parti olmazsa bu parti..
Akepe, Cehape, Bedepe, pekeke, TKP diil, bildiğin, (veya muhtemelen benim gibi bilmediğiniz) progressive night party.. Ofiste yanımdaki masada oturan Asya Pasifik C Car sorumlusu (Ford Focus yani) Rebecca isminde çok hoş bir arkadaşım var. Avustralyalı. Kendisinin burda bayağı da bir çevresi var. Bir haftasonu partisine beni de davet etti. “Progressive” demek, aynı gece içinde ev ev dolaşarak herkesin evinde partinin bir kısmını yapmak demekmiş. Bilmiyodum, öğrendim. Margaritalar su gibi aktı.. o da kendin pişir kendin ye...resimler burda..
Mao Tze-Dung
Bu şahsı tanımıyorum, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaya kalkmayayım. Burada geçirdiğim zamanın bir kısmını onun hakkındaki bilgi açığımı kapatmak üzere kullanacağım. Şu ana kadar görebildiğim kadarıyla kurduğu devlet düzeni ne yazık ki onu bir turistik eşyaya dönüştürmüş. Ve Çince öğretmenimin ağzından onunla ilgili bir kaç kelam almaya çalıştığımda, sıradan insanların Latin Amerika’da Che’ye gösterilen ilginin aksine Mao’ya mesafeli hatta kırgın ve kızgın durduklarını hissettim. Du bakalım harbiden çoğunluk açısından öyle mi, göreceğiz.. (Ülkede insanların şu anki kapitalist ama hem de komünist devlete, eyaletlerin vergi düzenine, genel olarak adı “komünist” olan partinin insanlara yaklaşım şekline güveni ve itibarı yok. Herkes birşeyleri kendisine yontmaya çalışıyor. Kempinski otelde çalışan şans eseri tanıştığım müşteri ilişkileri sorumlusu hiç utanmadan sıkılmadan, hatta ballandıra ballandıra, kız kardeşinin halihazırda zaten başka biriyle evli olan bir adamla, kayıtlı olduklarının dışında bir eyalete gittiklerini, düzmece bir evlilikle – bi cins yalancı şahitlik yapıyor galiba, ortada sahte evlilik kağıdı bile yok, sadece beyan var ?? – adamın o eyalette de ev sahibi olmasını sağladıklarını anlattı. Böyle bir hileye başvurmasa ikinci bir ev alma hakkı yokmuş ??? Haa evet Kempinski, ve Louis Vuitton, ve Gucci, ve daha benim tanıdığım, tanımadığım bir sürü marka cirit atıyor, burası tam bir ultra Pazar olmuş. Ortalık AVM kaynıyor!! K-ching!!)
Konfüçyüs Tapınağı
Bu alengirli, akçeli işlerden huzurlu , hümanist bir yere kaçmak bana çok çok iyi geldi.. Onunla da doğru düzgün tanışacağız.. Pazar günleri tapınak avlusunun sahaf buluşma noktasına dönüşmesi ise ayrı bir sürpriz oldu. Bir kaç enstantane..
Ne yapıyorum ben burda?
Rebecca’nın ne iş yaptığını söyledim, kendi işimi söylemedim. Ben de Ford’un CD segmentindeki araçlarının Asya Pasifik pazarına yayılımında finans kontrolörlüğü yapıyorum. Sorumlu olduğum ilk araç projesi adına M1DJ, Job1, seri imalat, ne derseniz deyin işte, ulaştı, OK-to-Buy aldı, pazara lansmanı da şu günlerde yapıldı. İşte Çin’de Mondeo!
Yakında yine görüşmek üzere...
Sunday, August 4, 2013
Baslarken..
Sanıyorum yurt dışında -- Oğuz Bey’in tabiriyle “abuk sabuk” yerlerde -- dolaşmam 16 yaşındayken Japonya’ya gidişimle başladı. Yıllar yılları kovaladı, ben gavur kardeşlerimizin “off the beaten track” dedikleri pek çok yere gittim. Japonlar gibi çook çok resim, pardon foto, çektim. Ama tembellikten zaar, oturup da anılarımı, ki bence anıdan bile daha önemli olarak o yerin bana ne hissettirdiğini, doğru düzgün kaleme almadım.
Özledikçe albümleri karıştırıp duyguların tozunu alırdım, kendime müslümandım. Son zamanlarda ise, hem son 3 yılımı etkileyen fırtınalı, ve sonunda acı acı kafama dank ettiği kadarıyla ne yazık ki tek yönlü ilişkimin bende bıraktığı tortular, hem de Mayıs – Haziran 2013 Gezi ruhunun etkisi ile bireysellikten toplumsallığa ve paylaşımcılığa sıçradım. Burada Evrim’i de anmadan geçemeyeceğim. Sevgili “koç”um, kafamın içindekileri yazıya dökmenin, şu ana kadar yaşananların ardından gelen deneyim yolculuğuna durağan değil dinamik etkisi olacağını, ve yaşarken farketmediğim bazı şeyleri yazarken göreceğimi bana kanıtladı. Neyse işte sonuç olarak ilk defa böyle bir işe kalkışıyorum.
Asya’ya dünya gözüyle bir kez daha gelmek nasipte varmış, işte şimdi bir daha burada, dev kıtanın dev ülkesinin ayrıcalıklı ve farklı olmaya çalışan, etkileyici bir şehrindeyim. Şangay! #DirenŞangay
Tembellik dedik. Huylu huyundan vaz geçer mi? Nayır. Tabii hala bu tarz konularda tembelim. Ülkemden çoook çook uzaklardayım. Şu ana kadar iletişim kurmak ve bilgi paylaşmakta sıkça kullandığım facebook ve twitter da Çin Hükümetinin politikası sebebiyle erişilemez vaziyette. Arada 5 saat zaman farkı var. Herkesle kolay kolay telefon bağlantısı kuramıyorum.. Sonuçta ya derdimi hiç anlatamıyorum veya aynı şeyi bir kaç baskı tekrar etmek durumunda kalıyorum. İyisi mi yazıyım şuraya ne halt ettiğimi, nasıl hissettiğimi, merak eden buyursun okusun. Burdan ben dostlarımı merak etmiyorum anlamı çıkmasın. Çok merak ediyorum ve çok özledim, gurbette olmak hiç kolay değilmiş. Bi şekilde bişeyleri paylaşmaya devam edebilirsek o kadar uzaktaymışım, ve o kadar yalnızmışım gibi gelmeyecek, ilerleyen günlerde internet erişimi için VPN, evde sabit telefon gibi işleri yoluna koydukça kopukluktan kurtulacağız diye umuyorum.
Son 3 haftanın panaroması
Veda partisi - İstanbul
Gelebilen, gelemeyen herkes sağolsun. Emeklerinden ötürü Aytenime ve Demetime çok çok teşekkür ediyorum. Yaseminimin gezi broşu üstümde. Pankartları ile İstanbul – Şangay arası yolu döşeyen ve buraya adımı attıktan sonra da mesajları ile hep yanımda olduklarını hissettiren Funda Hn’a, Gürhan Bey’e ne kadar teşekkür etsem az.. amacım böyle isim isim saymak değildi ama madem başladık Barış, Yavuz, Tolga, Özden, Evren, Ufuk, Dilara, Özge hepinize çok teşekkür ediyorum! Buraya bir kaç resim iliştirdim..
Veda partisi – Değirmendere – Yakut Cafe
Bu konuda bişey yazamıyorum, gözlerim doluyor. Anlatılmaz, yaşanır.. Orası benim evimdi. Can dostlarımı, ailemi, çok çok ama çok özledim.
Yolculuk
Hahh işte, şimdi geldik ekşi, buruk, acı, soru işaretleri ve suçluluk duygusu ile bırakan, karmaşık, kötü tarafa.. Bütün ayrılıklar zordur. Ama benimki diğer tüm tuhaf özelliklerime uygun olarak tuhaf şekilde zor gelişti. Ayrılık sırasında kimin kimi yolcu ettiği karıştı.. Bütün ailem beni yolcu etmek için havaalanına gelmişti. Tam arabadan inip dış hatlar gidiş terminaline doğru yürüyecektim ki, anneannem kalp krizi geçirdi. Ondan sonra bende bant koptu. Beni bilenler bilir, soğukkanlıyımdır, kolay kolay ağlamam. Ama yaşamımla ilgili böyle bir radikal karar almam sanki onun canına kastetmiş olmakla aynı kapıya çıkıyor gibi bir duyguya kapıldım, ve bu ağır suçluluk duygusu yüreğimi tuzla buz etti, onları uzunca bir süre göremeyecek olmak, bilinmezliğe gidiyor olmak yüzünden değil, büyük bir kabahat işleyerek gidiyor olmak duygusu ile başa çıkamadım. Bu duygu o kadar baskındı ki, belki de Erikli’de değil de Yeşilköy’de başına böyle birşey geldiği için ve 5 dakika gibi bir sürede müdahale edilebildiği için aslında yaşama tutunmasına vesile olmuş olabileceğimi baskın düşünce haline getiremedim.. Geleli 3 tam hafta oldu, o hala hastanede, yoğun bakımda, uyutuluyor, ve ben hala tuhaf duygular içindeyim.
Aradan geçen 3 haftanın sonunda bende değişen tek duygu şu oldu: Sanki benimle gelmiş, burdaymış, beni yalnız bırakmıyor ve yaptıklarımı, yaşadıklarımı izliyormuş gibi hissediyorum. Amerika, Snowden, big brother gibi casusça bir izleme değil bu, son derece arkadaşça, ve bende buranın yarattığı duygular da sanki ona akıyor gibi ??? Bilmiyorum.
Ofis – İş Hayatı
İşim hakkındaki detaylara girmek istemiyorum. Ofise geldiğimin ikinci haftası gayet yoğun şekilde işlere daldım zaten, tek söyleyebileceğim Asya’daki çalışma şartlarını Avrupa ile kıyaslamanın son derece yanlış olacağı. Burada geride bıraktığım 3 hafta içinde bir kez 7am, bir kaç kez de 9pm toplantılarına katıldım. 15 farklı ürün ileriye doğru 3 yıl içinde Çin ve diğer Asya Pasifik marketlerine penetre olacak. Pazara girmekte geç kalmış bir oyuncunun nasıl kendisine segment içinde yer açtığına ve varlık oluşturduğuna gözlerimle şahit olacağım. Gerçekten ilginç, ve kesinlikle zorlayıcı bir deneyim olacak. Saat farkı işleri oldukça güçleştiriyor, burası ile Amerika arasında 12 saat fark var, ve benim sorumlu olduğum araçların hepsi için Amerika ile ortak hareket etmek bir zorunluluk.. Ama işin içindeki tek zorluk saat farkı değil, programlarda karlılık beklentisi çok yüksek olduğu için çetrefilli görünüyor... Haaa bi de 31. Kattayım. :))
Evim Evim Güzel Evim
Otelden çıktım tam takır kuru bakır evime girdim. Yerleştim diyemiyorum çünkü eşyalarım Eylül’de gelecek. Hong Kong stili, aşırı süslü bir evim var. 20. Kattayım. Herkesi beklerim. Adres ve diğer detaylar için evimin sitesi: Bound of the Bund
Metro ile line 9’u alıp Xiaonanmen durağında inip biraz yürüyünce eve varıyorsunuz... Heheheheeeee, biraz korkutalım. Korkmayın havaalanından şoförüm alıcak sizi, ama metro hakkında bişey bilmenin kesinlikle faydası var. Haftasonları bir gün kendimi özgür hissetmek için metroyla dolanıyorum. Şehri tanımakta kesinlikle daha çok faydası oluyor. Metro haritasi
Bu arada hava yanıyor, 40 derece ve üstü, aşırı nem var, gökyüzü çoğunlukla gri. Türkiye’nin ve genel olarak Akdeniz havzasının kesinlikle kıymetini bilmek gerek. Canına yandığım mavi gökyüzü.. Şimdi fotolara bakarak nerelerde ne yaptığımı hatırlamaya çalışacağım ve ya bir kaç resim veya faydalı olduğunu düşündüğüm link var ise onları koyacağım, haydi rastgele..
Yuyuan Bahçeleri
The Bund
Jing’an Tapınağı
People’s Square
Bakkal Çakkal Çarşı Pazar
Brazilian Barbecue
İnsan Nutella buldum diye sevinir mi? Evet!
Devami biraz daha sonra....
Özledikçe albümleri karıştırıp duyguların tozunu alırdım, kendime müslümandım. Son zamanlarda ise, hem son 3 yılımı etkileyen fırtınalı, ve sonunda acı acı kafama dank ettiği kadarıyla ne yazık ki tek yönlü ilişkimin bende bıraktığı tortular, hem de Mayıs – Haziran 2013 Gezi ruhunun etkisi ile bireysellikten toplumsallığa ve paylaşımcılığa sıçradım. Burada Evrim’i de anmadan geçemeyeceğim. Sevgili “koç”um, kafamın içindekileri yazıya dökmenin, şu ana kadar yaşananların ardından gelen deneyim yolculuğuna durağan değil dinamik etkisi olacağını, ve yaşarken farketmediğim bazı şeyleri yazarken göreceğimi bana kanıtladı. Neyse işte sonuç olarak ilk defa böyle bir işe kalkışıyorum.
Asya’ya dünya gözüyle bir kez daha gelmek nasipte varmış, işte şimdi bir daha burada, dev kıtanın dev ülkesinin ayrıcalıklı ve farklı olmaya çalışan, etkileyici bir şehrindeyim. Şangay! #DirenŞangay
Tembellik dedik. Huylu huyundan vaz geçer mi? Nayır. Tabii hala bu tarz konularda tembelim. Ülkemden çoook çook uzaklardayım. Şu ana kadar iletişim kurmak ve bilgi paylaşmakta sıkça kullandığım facebook ve twitter da Çin Hükümetinin politikası sebebiyle erişilemez vaziyette. Arada 5 saat zaman farkı var. Herkesle kolay kolay telefon bağlantısı kuramıyorum.. Sonuçta ya derdimi hiç anlatamıyorum veya aynı şeyi bir kaç baskı tekrar etmek durumunda kalıyorum. İyisi mi yazıyım şuraya ne halt ettiğimi, nasıl hissettiğimi, merak eden buyursun okusun. Burdan ben dostlarımı merak etmiyorum anlamı çıkmasın. Çok merak ediyorum ve çok özledim, gurbette olmak hiç kolay değilmiş. Bi şekilde bişeyleri paylaşmaya devam edebilirsek o kadar uzaktaymışım, ve o kadar yalnızmışım gibi gelmeyecek, ilerleyen günlerde internet erişimi için VPN, evde sabit telefon gibi işleri yoluna koydukça kopukluktan kurtulacağız diye umuyorum.
Son 3 haftanın panaroması
Veda partisi - İstanbul
Gelebilen, gelemeyen herkes sağolsun. Emeklerinden ötürü Aytenime ve Demetime çok çok teşekkür ediyorum. Yaseminimin gezi broşu üstümde. Pankartları ile İstanbul – Şangay arası yolu döşeyen ve buraya adımı attıktan sonra da mesajları ile hep yanımda olduklarını hissettiren Funda Hn’a, Gürhan Bey’e ne kadar teşekkür etsem az.. amacım böyle isim isim saymak değildi ama madem başladık Barış, Yavuz, Tolga, Özden, Evren, Ufuk, Dilara, Özge hepinize çok teşekkür ediyorum! Buraya bir kaç resim iliştirdim..
Veda partisi – Değirmendere – Yakut Cafe
Bu konuda bişey yazamıyorum, gözlerim doluyor. Anlatılmaz, yaşanır.. Orası benim evimdi. Can dostlarımı, ailemi, çok çok ama çok özledim.
Yolculuk
Hahh işte, şimdi geldik ekşi, buruk, acı, soru işaretleri ve suçluluk duygusu ile bırakan, karmaşık, kötü tarafa.. Bütün ayrılıklar zordur. Ama benimki diğer tüm tuhaf özelliklerime uygun olarak tuhaf şekilde zor gelişti. Ayrılık sırasında kimin kimi yolcu ettiği karıştı.. Bütün ailem beni yolcu etmek için havaalanına gelmişti. Tam arabadan inip dış hatlar gidiş terminaline doğru yürüyecektim ki, anneannem kalp krizi geçirdi. Ondan sonra bende bant koptu. Beni bilenler bilir, soğukkanlıyımdır, kolay kolay ağlamam. Ama yaşamımla ilgili böyle bir radikal karar almam sanki onun canına kastetmiş olmakla aynı kapıya çıkıyor gibi bir duyguya kapıldım, ve bu ağır suçluluk duygusu yüreğimi tuzla buz etti, onları uzunca bir süre göremeyecek olmak, bilinmezliğe gidiyor olmak yüzünden değil, büyük bir kabahat işleyerek gidiyor olmak duygusu ile başa çıkamadım. Bu duygu o kadar baskındı ki, belki de Erikli’de değil de Yeşilköy’de başına böyle birşey geldiği için ve 5 dakika gibi bir sürede müdahale edilebildiği için aslında yaşama tutunmasına vesile olmuş olabileceğimi baskın düşünce haline getiremedim.. Geleli 3 tam hafta oldu, o hala hastanede, yoğun bakımda, uyutuluyor, ve ben hala tuhaf duygular içindeyim.
Aradan geçen 3 haftanın sonunda bende değişen tek duygu şu oldu: Sanki benimle gelmiş, burdaymış, beni yalnız bırakmıyor ve yaptıklarımı, yaşadıklarımı izliyormuş gibi hissediyorum. Amerika, Snowden, big brother gibi casusça bir izleme değil bu, son derece arkadaşça, ve bende buranın yarattığı duygular da sanki ona akıyor gibi ??? Bilmiyorum.
Ofis – İş Hayatı
İşim hakkındaki detaylara girmek istemiyorum. Ofise geldiğimin ikinci haftası gayet yoğun şekilde işlere daldım zaten, tek söyleyebileceğim Asya’daki çalışma şartlarını Avrupa ile kıyaslamanın son derece yanlış olacağı. Burada geride bıraktığım 3 hafta içinde bir kez 7am, bir kaç kez de 9pm toplantılarına katıldım. 15 farklı ürün ileriye doğru 3 yıl içinde Çin ve diğer Asya Pasifik marketlerine penetre olacak. Pazara girmekte geç kalmış bir oyuncunun nasıl kendisine segment içinde yer açtığına ve varlık oluşturduğuna gözlerimle şahit olacağım. Gerçekten ilginç, ve kesinlikle zorlayıcı bir deneyim olacak. Saat farkı işleri oldukça güçleştiriyor, burası ile Amerika arasında 12 saat fark var, ve benim sorumlu olduğum araçların hepsi için Amerika ile ortak hareket etmek bir zorunluluk.. Ama işin içindeki tek zorluk saat farkı değil, programlarda karlılık beklentisi çok yüksek olduğu için çetrefilli görünüyor... Haaa bi de 31. Kattayım. :))
Evim Evim Güzel Evim
Otelden çıktım tam takır kuru bakır evime girdim. Yerleştim diyemiyorum çünkü eşyalarım Eylül’de gelecek. Hong Kong stili, aşırı süslü bir evim var. 20. Kattayım. Herkesi beklerim. Adres ve diğer detaylar için evimin sitesi: Bound of the Bund
Metro ile line 9’u alıp Xiaonanmen durağında inip biraz yürüyünce eve varıyorsunuz... Heheheheeeee, biraz korkutalım. Korkmayın havaalanından şoförüm alıcak sizi, ama metro hakkında bişey bilmenin kesinlikle faydası var. Haftasonları bir gün kendimi özgür hissetmek için metroyla dolanıyorum. Şehri tanımakta kesinlikle daha çok faydası oluyor. Metro haritasi
Bu arada hava yanıyor, 40 derece ve üstü, aşırı nem var, gökyüzü çoğunlukla gri. Türkiye’nin ve genel olarak Akdeniz havzasının kesinlikle kıymetini bilmek gerek. Canına yandığım mavi gökyüzü.. Şimdi fotolara bakarak nerelerde ne yaptığımı hatırlamaya çalışacağım ve ya bir kaç resim veya faydalı olduğunu düşündüğüm link var ise onları koyacağım, haydi rastgele..
Yuyuan Bahçeleri
The Bund
Jing’an Tapınağı
People’s Square
Bakkal Çakkal Çarşı Pazar
Brazilian Barbecue
İnsan Nutella buldum diye sevinir mi? Evet!
Devami biraz daha sonra....
Subscribe to:
Comments (Atom)
